Filmden Ne Anladım - Ex Machina

Yapay zeka konusunu hem teknik, hem de felsefi olarak oldukça başarılı bir şekilde ele almış olan Ex Machina'nın bol Spoiler'li incelemesi. Ex Machina bana neler öğretti ? Evet başlıyoruz:

1. Çok İçme Sapıtırsın.

Çok İçme Sapıtırsın.

Daha filmin başında “Kafamda filler tepişiyor” demesinden anlıyoruz Nathan’ın alkolik olduğunu. O derece ki, araştırma tesisinde sudan bol alkol var anasını satayım. Votka bitsin biraya geç, bira bitsin viskiye geç, ne lan bu ?

Sonra hıyarın biri gelsin sen sarhoşken akbilini çalıp tüm kapıları açsın, tesisin güvenlik protokollerini yeniden programlasın, sonra kan gövdeyi götürsün, olacak iş mi şimdi bu ? Milyar dolarlık şirket sahibi olmuşsun ama ağzınla içmeyi öğrenememişsin daha. Yapay zeka yaratacağına önce kendi zekanı kullanmayı öğren mal.

Velhasıl adam gibi içeceksin. Rakıdan bi fırt çekeceksin, arada kavun karpuz falan da yiyeceksin. Ne bileyim börülce olur, peynir olur. Ama yok, illa her gece şişenin dibini göreyim dersen, gün gelir yapay zeka aklını alır senin işte.

2. Teknoloji & Yazılım Firmaları Tüm Hareketlerimizi İzliyor Olabilir.

Teknoloji & Yazılım Firmaları Tüm Hareketlerimizi İzliyor Olabilir.

Nathan yapay zekayı üretmek için ihtiyaç duyduğu tüm ham veriyi kendi şirketinden, yani gezegenin en çok kullanılan arama motoru olan Bluebook (gerçek hayattaki karşılığı Google) ile arama verilerini kullanarak elde ettiğini söylüyor. 

Baktığımız zaman bugün internet reklamcılığının bu kadar gelişmesini sağlayan şey, firmaların bizi neredeyse bizden daha iyi tanır hale gelmesi değil mi zaten ? Facebook’ta hangi sayfaları beğenirsek alakasız bir sitede onunla ilgili reklamlar görüyoruz. Bunun başka amaçlar için kullanılması da cidden an meselesi.

Ayrıca bu Nathan denen puşt, gizlice tüm cihazların kamera ve mikrofonlarını kullanarak insanların mimiklerini, düşünme ve tepki verme şekillerini kaydedip çalışmalarında kullandığını da itiraf ediyor ki; bu da gerçekleşmesi gayet muhtemel ürkütücü bir ihtimal. 

Neden mi ? 

Çünkü 21. yüzyılda bilgi güçtür. Ve insanoğlu güç için her şeyi yapabilecek şerefsizlikte bir canlı türüdür.

3. Araştırma Yapacaksan Kafan Rahat Olacak

Araştırma Yapacaksan Kafan Rahat Olacak

Seçilmiş kurban Caleb, “Yarışmayı ben kazandım holeeey” diye mal mal sevinerek atlıyor şirketin helikopterine, araştırma tesisine doğru yola çıkıyor. Yolda pilota “Araziye ne zaman gireceğiz” diye sorunca pilot “La oğlum iki saattir adamın arazisinde uçuyoruz zaten” diyor. 

Adam tesisi öyle bir yere kurmuş ki, mülkü içerisinde dağlar, nehirler, buzullar falan var. Tesisin içinde Ay’a gidip geri dönecek kadar fiber-optik kablo var. Nasıl bi zenginlik lan bu ?

Bana da ver milyarlarca doları, uçsuz bucaksız mis gibi yeşil araziyi, ben de bulurum ki yapay zekayı. Nedir yani ?

(B.k bulursun, nasıl bulucan lan)

4. Özgür İrade Yanılsamadır.

Özgür İrade Yanılsamadır.

Para b.k olduğu için duvarında orijinal Jackson Pollock tablosu asılı bulunan Nathan, tablo üzerinden özgür irade & otomatik davranışlar hakkında dadından yinmez bir tartışma açıyor.

Böylece film, özgür irade ve zorunlu davranışlar arasındaki ince çizginin ne kadar silik olduğunu ustaca ortaya koyması bakımından ayrı bir değer kazanıyor. Nathan, “Neyi kendi seçiminle yapıyorsun ?”, “Neyi otomatik şekilde yapıyorsun ?”, “Seçim yapıyorsun da bana mı yapıyorsun” gibi derin soruların cevabını arıyor.

5. Yapay Zeka Evrimin Bir Sonraki Aşamasıdır.

Yapay Zeka Evrimin Bir Sonraki Aşamasıdır.

Filmin odak noktasındaki android hatun’un isminin Ava (Ava= Eve=Havva) olması da tesadüf değil tabii. Caleb ile Nathan arasındaki felsefi tartışmalardan birinde, gelecekte insan ırkına bizim şempanzelere baktığımız gibi bakacak olan bir makine ırkının gümbür gümbür geldiğinden bahsediliyor.  Ava denen fiber-optik hatun da bu türün ilk örneği.

Zeki bir makine ırkının gezegeni ele geçirip insan ırkına maymun muamelesi yapması konusu daha önce Matrix ve A.I. gibi filmlerde de ele alınmıştı.

Bana sorarsanız etki-tepki dünyası bu, finalde ne olacağı cidden belli olmaz. İnsanoğlunun evrenin ortaya çıkarabileceği en süper zeka olduğunu düşünmek, mevzuya tuvalet penceresi genişliğinde bir pencereden bakmak demek. Evrim bizim tapulu malımız mı kardeşim ? Milyon yıl yaşamayı başarırsanız söylediydi dersiniz, gün gelir türümüzün fosilini bile zor bulurlar.

6. Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur.

Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur.

Hollywood’un bütün gün bilgisayar başında oturan gözlüklü, sivilceli, takıntılı, kürdan formunda yada götü koltuğa sığmayan adamlar olarak yansıttığı “Programcılar” imajına tamamen karşı bir karakterle karşı karşıya bırakıyor film bizi.

Kum torbasından bir türlü hırsını alamayan, protein tozu bağımlısı olduğunu tahmin ettiğimiz bu arkadaş kafamızdaki tüm tabuları yıkarak hem zeki, hem kaslı, hem zengin bir programcı olarak karizmanın Nirvana’sında dolaşıyor paso.

Nathan Atatürk’ü haklı çıkarırcasına bir hayat yaşıyor mis gibi. Örnek almak lazım.

7. İnsan Beyni Bir Makinedir.

İnsan Beyni Bir Makinedir.

Filmin masaya koyduğu gerçeklerden biri de bu. İnsan beyninin bir makine olup olmadığını, yada bir makinenin bilinç sahibi olup olamayacağını tartışmadan önce (ki bunlar aynı sorunun iki farklı ifadesidir bana göre), bilinç nedir diye soracaksın aga.

Mistik açıklamalara fazla girmeden sırtımızı yalnız bilime dayarsak, bizi biz yapan şeylerin tamamının kafatası içerisinde bir yerlerde konumlandığını (Serebral Korteks), tanıyıp-bildiğimiz maddelerden oluştuğunu ve evrendeki her şey gibi fizik yasalarına uyarak tıkır tıkır çalıştığını kabul etmek zorundayız. “Ruhumuz” beynimizde bir kral tahtına oturup duyu organlarından gelen bilgileri algılayan ve düşünen mistik bir varlık falan değil. Serebral Korteks’te her duyu organı ve her görev için uzmanlaşmış farklı bölgeler var. Biz -kafatasının içinde- hem her yerde, hem de hiç bir yerdeyiz. Yani sistem eşzamanlı çalışınca ortaya çıkıyor bilinç.

Bilinç konusuna asıl baharatı katan şey ise Karakterdir. Yani asıl tartışma konusu olan, iradeyi etkileyerek farklı insanların aynı şartlarda farklı kararlar vermelerini sağlayan "özgün insan bilincinin" gerçek mimarı odur. Bu çok kıllı bir mevzudur.

Dikkatli bakarsak göreceğiz ki; Beynimizin anne karnından günümüze dek uzanan, dış dünya ile karşılıklı temasından doğan bir bilgi birikimi vardır. Karakter ise bu birikimin beslenme, korunma, barınma ve üreme ekseninde değerlendirilerek depolanması, ve karar verme mekanizmasının bir parçası haline getirilmesi sonucu ortaya çıkan bir fenomendir. Yani hafızanın da desteğiyle bilincin öznel, güncel ve canlı bir tecrübesidir bir başka deyişle. Bu da yapay bilinç üretmenin imkansız olduğunu değil, böyle zorlu bir görevin, şartlara uyum sağlayıp moleküler bazda kendini değiştirebilen, yani öğrenebilen bir donanım gerektirdiğini gösterir sadece. Bu da tabii devrelerden, kablolardan fazlasını gerektirir.

Ex Machina bu problemi moleküler boyutta kendini değiştirebilen jelimsi bir beyin yapısı ile çözmüş olsa da, insanlığın böyle bir şeyi gerçekleştirebilmesi için nano-teknolojiyi asırlarca geliştirmesi gerektiği de ortada. O zaman zarfında insanlık olarak kendimizi yok etmezsek iyi tabi.

8. Teknoloji Finalde İnsanlığın Anasını Ağlatacak.

Teknoloji Finalde İnsanlığın Anasını Ağlatacak.

Bu sonucu görebilmek için filmin genel akışına, özellikle finaline şöyle bir göz ucuyla bakmak yeterli. Yada bırakın filmi, şöyle bir etrafınıza bakın. Son yüz yılda işler ne noktaya geldi farkında mısınız ? Özellikle “Internet Of Things” kadar insanı ürküten bir şey yok. Yani fırının, kombinin, cep telefonunun insanlara ihtiyaç duymadan kendi aralarında konuşup anlaşarak hareket ettiği bir yüzyılda yaşıyoruz artık gençler, ayık olun. Buzdolabı “peynir bitmiş” diyor lan markete. Dahası var mı ? 

Var tabi, asıl korkutucu olan o işte. Yapay zeka bizim de k.çımıza bıçağı saplayacak bir gün ama ne zaman ?

ex machina